19/3/2007 - Sen ve Ben
Sen’le ben . . .
Ne çok benzerdik birbirimize . .
Hayat ikimize de ayrı yerden çıkışlar vermişti yarış başlarken. .ayrı yüzler , ayrı bedenler , ayrı cinsiyet , ayrı tiyniyet . .Ama yolumuzu kesiştirmeyi de bilmişti senle , hiç olmadık , hiç ummadıuk anlarda . . Birliğin doğduğu zor zamanlarda . .
Çok uzaktı evlerimiz ,uzaktı geçen günlerimiz , uzaktı gülüşmelerimiz ve uzaktı yaşadığımız hayatlar birbirine .Ben Monopoly’de bakkaliye açmayı beceremezken , sen holdingler kurar holdingler yıkardın . .imrenirdim sana hep . .ve yaptığın her şey bilek hakkıylaydı
Kimsenin üzerine basmadan , ortalığı ayağa kaldırmadan , kimsenin ruhu duymadan yapardın her şeyi .Beni ömrü hayatımda sen kadar şaşkınlığa uğratan olmadı biliyor musun !
Kaybolurdum o vakitler ekseninde ; dünyanda ne yana bakacağımı şaşırırdım …Arkadaş ! ben sana hiç demedim ama ben senin her işine , her gelişine , her sevişine , her gidişine ve deher savaşına ağzım açık bakakalırdım her zaman . . soğuk harbine de aşikerane cengine de ..
Benim ucundan görüp , belirli bir olgunluktan sonra teşebbüse kalkışmayı zuhur ettiğim sıradanlık dışı , insanda farkı yaratan her işi ,her oluşu , her gelişi ,her gidişi, her savaşı ,ben daha ütopyadan kurtaramamışken sen başlardın yüksek yaylalarda türküler söyleyip halayın başını çekmeye . .Sana husumeti olanlara hep saygı gösterdin ama gerektiğinde de kafalarını koparıp attın . . Demirini Davud dövmüştü . .
Sen yaşadığın koordinatların , yaşadığın yılın , yaşadığın yaşın önünde olmayı başarabilmiştin her daim . .Asaletin , adaletin , zarafetin , letafetin , hakkaniyetin peşin verilmişti..Kılıcın elindeydi . .
Benimse elimdeki değneğim kendime bile işlemezdi o vakitler . . ne muktedirliğim vardı ne muteberliğim . . .
Mustafayla Cihangir gibiydik ; her şeye rağmen birbirini seven , Harunla Yahyaydık göç yollarında . . Biz , n’olursa olsun asil soyun evlatlarıydık . Tek farkla , birimiz iyi evlattık her şeyin bahşedildiği , diğeriyse tüm eksikleri bünyede barındıran ama damarındaki kanı da inkar edemeyeceğiniz . . .
Sen bunu anlayabilmiştin :Biliyordun ki hayat beni arzuladığım , bilendiğim yerlere doğru sürüklememişti hiç . Tüm yetiyle , zaman zaman fırsat eşitliğinde , herkeste olmayacak – parlamasa bile son kıvılcımını kaybetmeyecek olan –ışığa ve daha nicelerine sahip olsakta , rüzgarı hiçbir zamana arkamıza alamamıştık…Biz topyekün harbe hazırlanadururken , siyaset yoksunluğundan ötürü hep rezilce , hep haince suikaste uğramıştık : Kimselere güvenilmememsi gerektiğini , gizli akitleri , Sykes Picot’ları , İngiliz politikasını anlayamamıştık o hengamelerde . .
Hatırlar mısın bana attığın zarfları , çektiğin yoklamaları ? Saf mıyım , tilki miyim diye !! Kendi gözlerinle de görmüştün içimdeki çağlayanın berraklığını , koruların yeşilliğini , arzuların sadeliğini . . Sen şövalyeydin , ben şövalye ruhlu ! Senin demirini Davud dövmüştü . . Benimse çuhamı İdris biçiyordu işte o zamanlar ! ! !
Geyik tüyünden , yılkı yelesinden , örümcek ağından , lavta telinden , dilber saçından , düşman kaşından , gözyaşlarından , sokak başlarından , kutup kışlarından , kibrit ateşlerinden , Sibirya güneşlerinden , kadın leşlerinden, harami otağlarından , huzur meclislerinden , sahaf yapraklarından , ayaklatı nasırlarından , gece nöbetlerinde , rakı sohbetlerinden , akrep kümeslerinden , kum saatlerinde , kul vaatlerinden , barut renginden , ay takviminden ..Onbin şafakta tamamlandı benim zırhım , on bin damla kanla , on bin kalem malzemeyle ,on bin demirciyle , on bin marangozla , on bin uğursuzla ,ulemayla ,kar tanesiyle , minare gölgesiyle ,on bin ince sazla ,on bin hokkabazla dövüldü …nihayetinde İdris gergef gibi işledi…ta ki iğne deliği kadar bile zayıf yanı kalmayana kadar…Giydiğim gün mağrur oldum , aynı gecenin sabahına da mağdur…İdris katil oldu , ben de maktüL ….
* * *
Ben seni şimdi nasıl hasretle anıyorum bir bilsen ! !
Sen dün gece rüyama girdin çırılçıplak . İki kutuya kapatmışlar ikimizi ayrı ayrı yan yana , o devranın dönmediği vakitlerde ve bilardo topları rengarenk parıldıyor kocaman Kubrick filmlerindeki gibi ..kapının önü Aztek stadının dağılmış kalabalığı…Ben seni budak deliğinden görüyorum kafamı eğmeden , bakmak istemiyorum sonra zeytinyağı sabunuyla yıkanırken sen .Mahsenlerin kapı gıcırtılarından giriyor günışığı , gözümüm alıyor . .ben bakamıyorum sana . . . Ben senin içinin içini , kafanın içini görmüşken , ucuz geliyor kaftanının altı , çıkıyorum kutudan , ayıplamadan kendimi . . . çay içiyoruz açık bakkal büskülütü banaraktan sonra direklerarasında akşamüstü . .
--Tyler Durden’i bildin mi -- diyorsun bana ..’’Evet’’ diyorum evet . .O zaman diyorsun şimdi bir daha bak bana daha dikkatlice..O an aydınlanıyor bir şeyler işte . .Bir düşünüyorum ki ; nasıl uymuştu kimyamız böyle beklenti dıŞı ! !Benim jeton düşeyazacak ki kalkıp gidiyorsun ve apansız kayboluyorsun mayıs tarlalarında , el etmeden ….
‘’Fake final’’ li uzun metrajı , tatlı bir kavisle yukarıya çekip gamzesini her şeyi önceden bilken dostça bir Morgan Freeman göz kırpmasıyla bitiriyor bu hakiki uzun yol dervişi , Kartaca orsularının kumandanı , Athena’nın kızıl saç teli , Berlin Flarmoninin çello dörtlüsü , dumanlı dağ kurdu , Adriatik’e karışmış son tatlı su damlası ……….
|